top of page

“Ukala” Değiliz, Sadece Yorgunuz

Yazarın fotoğrafı: Fatih Yüksektepe
Fatih Yüksektepe
28 Haz
5 dakikada okunur

Bilişim dünyasının koridorlarında fısıldanan, bazen kahve molalarında yüksek sesle dile getirilen, bazen de performans görüşmelerinde “iletişim becerileri geliştirilmeli” notuyla önümüze konulan o kadim efsaneyi bilirsiniz: “Teknik adamlar ukaladır, asabidir ve insan sevmezler.”


Bize genellikle “IT Guy” derler. Karanlık odalarda oturan, siyah tişört giyen, sosyal yetenekleri körelmiş, “kapatıp açtınız mı?” sorusunu bir hakaret gibi yönelten o stereotip. Satış departmanı bizim “işleri yokuşa sürdüğümüzü” düşünür, yönetim katmanı “maliyet kalemi” olarak görür, son kullanıcı ise bizi “her şeye yetkili ama hiçbir şeye hevesli olmayan” o huysuz tipler olarak kodlar.


Ama bugün, o karanlık odanın kapısını biraz aralamak ve içerideki gerçekliği, yani o “sinirli” maskesinin arkasındaki tükenmişliği anlatmak istiyorum. Bu bir özür mektubu değil; bu, modern iş dünyasının teknik emeğe bakışındaki çarpıklığın bir Root Cause Analysis (Kök Neden Analizi) raporudur.


Bizi sinirli yapan şey karakterimiz değil; aynı uygulamayı 10 yıldır kullanıp hala “yazdır” butonunun yerini soran kurumsal hafızasızlık ve karmaşık mimarileri “bir butona basmak” kadar basit sanan yönetim sığlığıdır.


Gelin, bu “ukalalık” suçlamasının anatomisini masaya yatıralım.


“Layer 8” Sorunu

OSI referans modelinde 7 katman vardır; fiziksel kablodan başlar, uygulama katmanında biter. Ama biz teknik dünyada şaka yollu 8. bir katmandan bahsederiz: Kullanıcı Katmanı (User Layer) ve ne yazık ki en çok paket kaybı (iletişim hatası) burada yaşanır.


Bir sistem mühendisi için en büyük hayal kırıklığı, “bilmemek” değil, “öğrenmeyi reddetmek”tir.


Düşünün ki bir oto tamircisisiniz. Arabayı (sistemi) siz tamir ediyorsunuz, bakımını yapıyorsunuz. Ama direksiyondaki kişi (kullanıcı) 15 yıldır şoförlük yapmasına rağmen her sabah size gelip “Kontak anahtarı nereye takılıyordu?” diye soruyor. İlk gün gülümseyerek gösterirsiniz. Birinci ay, sabırla anlatırsınız. Ama 10. yılda hala aynı soruyu duyduğunuzda, yüzünüzdeki o “sinirli” ifade, kibrinizden değil, karşınızdakinin zekasına ve sizin zamanınıza yaptığı saygısızlığa duyduğunuz tepkiden kaynaklanır.


Kurumsal hayatta karşılaştığımız manzara tam olarak budur:

  • Muhasebe departmanındaki X kişisi, işe girdiği günden beri aynı ERP yazılımını kullanmaktadır.

  • Bu yazılım onun “ekmek teknesidir”, işinin %90'ıdır.

  • Ancak 5. yılın sonunda bile, “Raporu PDF olarak nasıl kaydederim?” sorusunu IT’ye sormaktan çekinmez.


Biz buna “Teknoloji Tembelliği” diyoruz. Kullanıcı, “Nasıl olsa IT var, ben neden beynimi buna yorayım?” konfor alanına yerleşmiştir. Bu durum teknik personelde Tükenmişlik Sendromu yaratır. Çünkü biz, karmaşık sunucu mimarileri, siber güvenlik tehditleri veya veritabanı optimizasyonları ile uğraşmak üzere eğitildik; insanların okuma yazma bildikleri halde ekrandaki “Hata: İnternet Bağlantısı Yok” uyarısını okumayıp “Sistem bozuk” diye bizi aramalarıyla uğraşmak için değil.


Bize “ukala” denmesinin sebebi, sizin işinizi (kullandığınız aracı), sizden daha iyi biliyor olmamız ve sizin bunu öğrenmemek için gösterdiğiniz inatçı dirençtir.


“Sadece Bir Buton Değil mi?”

Gelelim madalyonun diğer yüzüne: Yönetim ve Satış kadrosu. Bilişim sektörüyle dirsek teması olan herkes şu cümleyi en az bir kez duymuş veya kurmuştur: “Müşteri istiyor, şuraya ufak bir özellik ekleyelim, ne kadar zor olabilir ki?” İşte teknik adamın “sinirli” moduna geçtiği kırılma anı burasıdır. Sizin “arayüzde basit bir buton” olarak gördüğünüz şey, arka planda:


  • Veritabanı şemasının değişmesini,

  • API entegrasyonlarının yeniden yazılmasını,

  • Güvenlik protokollerinin güncellenmesini,

  • Eski verilerin migrasyonunu,

  • Ve günlerce sürecek test senaryolarını gerektiriyor olabilir.


Bir inşaat mühendisine gidip “Binanın kolonunu şuradan alıp buraya koyalım, alt tarafı beton değil mi?” derseniz, size nasıl bakarsa; biz de “Rapora şu sütunu ekleyelim ama sistem yavaşlamasın” diyen satışçıya öyle bakıyoruz.


Teknik adamlar, deterministik düşünürler. Neden-sonuç ilişkisine, kaynak kısıtlarına ve mimari bütünlüğe odaklanırlar. Satış ve yönetim ise oportünist düşünür; sonuca, ciroya ve müşteri memnuniyetine odaklanır. Bu iki dünya çarpıştığında, teknik adamın “Bu olmaz” veya “Riskli” uyarısı, yönetici tarafından “vizyonsuzluk” veya “tembellik” olarak algılanır.


Oysa o sırada teknik adam, o “basit isteğin” 6 ay sonra sistemi nasıl çökertebileceğinin simülasyonunu kafasında yapmaktadır. Teknik personelin “Hayır” demesi ukalalık değil, profesyonel sorumluluktur. Biz, geminin batmaması için, kaptanın her istediği rotaya “olur” demeyen makine dairesi şefleriyiz. Ve tarih, makine dairesini dinlemeyen kaptanların batırdığı gemilerle doludur.


“Flow” (Akış) Halinin Katili

Bir yazılımcının veya sistem yöneticisinin çalışması, bir muhasebecinin veya İK uzmanının çalışmasından yapısal olarak farklıdır. Bizim işimiz derinlemesine konsantrasyon gerektirir. Karmaşık bir algoritmayı kurgularken veya bir sunucu hatasının loglarını incelerken zihnimizde devasa bir soyut yapı inşa ederiz. Değişkenler, döngüler, IP adresleri, portlar… Hepsi o an zihnimizde bir denge halindedir. Buna “The Zone” veya “Flow” (Akış) hali denir.


Tam bu anda, kapı açılır ve biri kafasını uzatır: “Ya bizim yazıcı yine kağıt sıkıştırdı, bi baksana?”


O an, teknik adamın yüzünde gördüğünüz o “nefret” dolu bakış, size yönelik değildir. O bakış, zihninde kurduğu o muazzam kulenin bir anda yıkılmasına verilen acı dolu bir reflekstir. Bilimsel araştırmalar, bölünmüş bir yazılımcının tekrar aynı odaklanma seviyesine gelmesi için ortalama 23 dakikaya ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Sizin 1 dakikalık “basit sorunuz”, aslında şirkete en az yarım saatlik bir verimlilik kaybına mal olur.


Teknik adamların kulaklık takması, insanlardan nefret ettikleri için değil; zihinlerindeki o kırılgan yapıyı dış dünyanın gürültüsünden korumak içindir. Bizi her böldüğünüzde, aslında inşaatı devam eden bir binanın iskelesine tekme atmış oluyorsunuz.


Teknik Tercümanlık Yorgunluğu

Bizim dünyamız 1 ve 0'lardan oluşur. Kesindir, nettir. Bir sunucu ya ayaktadır ya da çökmüştür. “Biraz çalışıyor” diye bir şey yoktur. Ancak insan ilişkileri gri alanlarla doludur.


Teknik adamların en çok yorulduğu nokta, son derece teknik ve soyut problemleri, teknik olmayan insanlara anlatma çabasıdır (Buna “Dumbing down” denir).


  • Müşteri: “Site neden yavaş?”

  • Gerçek: “Veritabanındaki dead-locklar, yetersiz indeksleme yüzünden connection pool’u şişiriyor.”

  • Söylemek Zorunda Kaldığımız: “Trafik çok yoğun, arkadaşlar bakıyor.”


Sürekli olarak gerçeği basitleştirmek, metaforlar üretmek (Borular tıkandı, otoban kalabalık vb.) ve buna rağmen karşı tarafın “Hala düzelmedi mi?” baskısını hissetmek, zamanla bir iletişim bariyeri oluşturur. Teknik adam, “Ne kadar detay verirsem o kadar çok soru soracaklar ve yine anlamayacaklar” diye düşünerek, kısa, kesik ve duygusuz cevaplar vermeye başlar.


İşte “ukala” damgası tam da burada yapışır. “Neden detay vermiyor? Neden bizi adam yerine koyup anlatmıyor?” diye düşünürsünüz. Oysa o sırada teknik adam, sadece sorunu çözmeye odaklanmak istiyordur, sorunun hikayesini anlatmaya değil.


Görünmez Kahramanlar Sendromu

Bilişim sektörünün nankör bir doğası vardır: İşler yolundayken kimse varlığımızı hatırlamaz, ama işler bozulduğunda herkes bizi parmakla gösterir.

Bir satışçı büyük bir satış yaptığında alkışlanır, prim alır, şirkete mail atılır. Bir sistemci, sistemi 365 gün %99.9 uptime ile ayakta tuttuğunda kimse “Harika sunucu yönetimi!” diye mail atmaz. Bu zaten olması gereken “standart”tır. Ama o sistem 10 dakikalığına durduğunda? İşte o zaman herkesin hedef tahtası olursunuz. Telefonlar susmaz, yöneticiler masanızın başında dikilir, kriz masaları kurulur.


Başarısı “görünmezlik”, başarısızlığı ise “felaket” olan bir mesleği icra etmek, insanın sinir sisteminde kalıcı hasarlar bırakır. Sürekli tetikte olma hali (On-call nöbetleri), gece yarısı gelen alarmlar ve tatilde bile yanından ayıramadığın laptop…


Bu stres altındaki insanların, ofiste “Excel’de satır dondurmayı beceremeyen” birine karşı toleransının düşük olması, empati yoksunluğu mudur? Yoksa bir hayatta kalma mekanizması mı?



Bir Ateşkes Çağrısı

Bu yazı, teknik personelin “hatasız” olduğunu iddia etmiyor. Elbette iletişim becerileri zayıf, egosu yeteneğinin önünde giden teknik insanlar da var. Ancak genelleme yapıldığında, o “sinirli teknik adam” profilinin altında yatan, bireysel bir huysuzluktan ziyade, sistematik bir yıpranmışlıktır.


Eğer şirketinizdeki IT ekibinin daha “güler yüzlü” olmasını istiyorsanız, çözüm onlara iletişim eğitimi aldırmak değildir. Çözüm:


  • Kendi Aracınızı Kullanmayı Öğrenin: Kullandığınız temel yazılımların eğitimini alın, IT’yi “Google” gibi kullanmaktan vazgeçin.

  • Süreçlere Saygı Duyun: Teknik bir itiraz geldiğinde, bunu “tembellik” değil, “uzman görüşü” olarak değerlendirin.

  • Zamanlamaya Dikkat Edin: Acil olmayan konular için “ticket” (çağrı) açın, masalarına gidip omuzlarına dokunarak “akışlarını” bozmayın.

  • Takdir Edin: Sadece sistem çöktüğünde değil, her şey tıkır tıkır işlediğinde de onların orada olduğunu hatırlayın.


Biz ukala değiliz. Sadece, mantığın ve verinin hüküm sürdüğü bir dünyada yaşıyoruz ve bu dünyanın kurallarına uymayan, öğrenmeye kapalı taleplerle mücadele etmekten yorgunuz.


Bize biraz “uptime” (kesintisiz çalışma zamanı) verin, göreceksiniz ki aslında o kadar da sinirli değiliz. Hatta belki bir gün, o karanlık odadan çıkıp sizinle kahve bile içeriz. Tabii sunuculardan biri alarm vermezse.

Yorumlar


bottom of page